
9 Eylül 1944'ten 82 Yıl Sonra: Bulgaristan Neden Hala Bu Tarihi Tartışıyor?
Haber Özeti
Bulgaristan, 9 Eylül 1944 olaylarını hala bir kurtuluş mu yoksa Sovyet destekli bir darbe mi olduğu konusunda tartışmaya devam ediyor. 1944 sonrasında kurulan Halk Mahkemesi'nin gerçekleştirdiği siyasi tasfiyeler ve idamlar, ülkenin geçmişiyle sağlıklı bir yüzleşme yaşamasını engellemiştir. Bu tarihsel bölünmüşlük, Bulgaristan'ın komünist dönemi hala tam olarak analiz edemediğini ve toplumsal bir uzlaşıya varamadığını göstermektedir.
9 Eylül 1944 olaylarının üzerinden 82 yıl geçmesine rağmen Bulgaristan bu tarihin isimlendirilmesi konusunda hala bölünmüş durumda. Sosyalist çevreler bu günü Nazi yanlısı bir hükümete karşı kazanılmış bir zafer olarak görürken, sağ ve merkez siyaset bunu 45 yıllık totaliter rejimin başlangıcı ve bir ulusal felaket olarak nitelendiriyor. 1989 öncesi ders kitaplarında 'Ulusal Ayaklanma' olarak okutulan bu gün, günümüzde genellikle bir darbe veya Sovyet destekli bir güç gaspı olarak tanımlanıyor.
1944 Ağustos sonlarında Bulgaristan'ın konumu sürdürülemez hale gelmişti. Mihver devletleri safında yer alan ülke, Kızıl Ordu'nun Romanya üzerinden ilerlemesiyle tarafsızlığını ilan etmeye çalışsa da bu hamle müttefikler tarafından yeterli bulunmadı. 9 Eylül gecesi, komünistlerin öncülüğündeki 'Vatan Cephesi', Sovyetler Birliği'nin işgal tehdidi gölgesinde başkent Sofya'daki kilit noktaları ele geçirdi. Bu süreç hem yerel bir katılımla gerçekleşen bir darbe hem de Sovyet askeri varlığının belirleyici olduğu bir operasyon niteliğindeydi.
Olayın en karanlık yüzü ise takip eden aylarda kurulan 'Halk Mahkemesi' oldu. 1944-1945 yılları arasında binlerce kişiyi yargılayan bu mahkeme, Nazi Almanya'sının Nürnberg mahkemelerinden çok daha fazla sayıda ölüm cezası verdi. Yahudi soykırımını durduran Dimitar Peshev gibi isimlerin dahi yargılandığı bu süreç, adaleti sağlamaktan ziyade siyasi bir tasfiye aracı olarak kullanıldı. Bulgaristan'ın o dönemki parlamento demokrasisinin aslında 1934'te zaten çökmüş olması, 1944'teki krize karşı kurumsal bir bağışıklık sisteminin kalmadığını gösteriyor. Bugün Bulgaristan hala bu dönemin muhasebesini tam anlamıyla yapabilmiş değil; toplumsal hafızadaki bu bölünmüşlük, geçmişle gerçek bir yüzleşme sağlanamadığının en somut kanıtı olarak varlığını sürdürüyor.









