
Bin Ladin Gerçekten Kazandı mı? 11 Eylül'ün Stratejik Bilançosu
Haber Özeti
Usame bin Ladin, Müslüman dünyasını birleştirme ve Arap rejimlerini devirme gibi ideolojik hedeflerinde başarısız olsa da, ABD'yi uzun süreli ve yıkıcı savaşlara çekme stratejisinde kısmi bir başarı elde etti. 11 Eylül sonrası ABD'nin verdiği aşırı tepkiler, bin Ladin'in amaçladığı yıpratma sürecini hızlandırarak Amerika'ya kalıcı zararlar verdi. Tarihsel bilanço, bu süreci ne tam bir zafer ne de tam bir yenilgi olarak tanımlayabileceğimiz karmaşık bir tablo ortaya koyuyor.
11 Eylül saldırılarının üzerinden yirmi beş yıl geçerken, Usame bin Ladin'in nihai hedeflerine ulaşıp ulaşmadığı sorusu önemini koruyor. Bin Ladin, 1996'daki savaş ilanı ve sonraki açıklamalarında, Amerikan askerlerinin Suudi Arabistan'daki varlığına duyduğu öfkeyi, Irak'a yönelik yaptırımları ve bölgedeki rejimlere verilen desteği temel gerekçeleri olarak sunmuştu. İdeolojik olarak Müslüman dünyasını birleştirmeyi ve Arap hükümetlerini devirmeyi amaçlayan El-Kaide, bu hedeflerinin çoğunda başarısız oldu; Arap Baharı'nda etkisiz kaldı ve Müslüman nüfusun büyük çoğunluğu tarafından reddedildi. Ancak bin Ladin'in daha gizli bir stratejik hedefi vardı: Sovyetler Birliği'nin Afganistan'da yaşadığı çöküşe benzer şekilde, ABD'yi uzun ve maliyetli bir askeri bataklığa çekmek. Bu bağlamda, 8 trilyon dolara mal olan savaşlar, Taliban'ın Afganistan'da tekrar iktidara gelmesi ve ABD'nin küresel moral üstünlüğünün aşınması, bin Ladin'in amaçladığı 'sistematik yıpratma' stratejisinin kısmi başarısı olarak görülüyor. Sonuç olarak, bin Ladin ideolojik hedeflerinde yenilse de, ABD'nin aşırı tepkileri sayesinde kendi stratejik hedeflerine hizmet eden bir kaos ortamı yaratmayı başardı.









